Hekim Hatası Nedeniyle Hastanın Zarar Görmesi-Tıbbi Malpraktis

12
Büyükyılmaz

Büyükyılmaz

Hekim Hatası Nedeniyle Hastanın Zarar Görmesi-Tıbbi Malpraktis


Malpraktis, hekim veya diğer sağlık personeli tarafından gerçekleştirilen tıbbi müdahalenin hukuka uygunluk şartlarını taşımaması nedeniyle hastanın zarara uğraması demektir. Tıbbi malpraktis ya da tıbbi hata olarak da adlandırılan bu durumda zarara uğrayan hasta veya yakınları zararın tazmin edilmesini isteyebilecekleri gibi hekim hakkında ceza soruşturma ve kovuşturmasının yürütülmesi de gündeme gelebilecektir.

Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi “hekimliğin kötü uygulaması” anlamına gelir.

Hekimlik Meslek Etiği Kuralları Madde 13

Sorumluluk Hukukuna göre, hekim kusurlu bir davranışı ile hastasına zarar verdiği zaman, bu zararı tazmin etmek zorundadır. Sözleşmeye aykırılık nedeniyle doğan sorumluluk, kusura dayanan bir sorumluluk hali olduğu için, hekimlik sözleşmesi açısından, hekimin kusuru sorumluluğunun kurucu unsurlarından biridir.

Hekimin tıbbi faaliyetinin açısından değerlendirilmesinde, hekimlik mesleğinin özel davranış standartlarının yani tıbbi standartların esas alınması söz konusudur.

Ancak hekimler, tıbbi faaliyetleri sırasında sadece mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni de göstermek zorundadırlar. Hekim, somut olayın özelliklerine ve içinde bulunduğu şartlara göre uygulaması gereken tıbbi standartların altında bir uygulama yapmış ise, tıbbi uygulama hatası (medical malpractice) yaptığı kabul edilmektedir. Bu anlamda hekimin mesleki kusuru aslında objektif özen yükümünün ihlali ile aynı anlama gelmektedir.

Tıbbi Kusur

Hekimlik Sözleşmesi, yaşam, sağlık ve kişilik hakları ile çok yakından ilgili olma özelliği ile iş görme sözleşmeleri arasında farklı bir yere sahiptir. Zira hekimlerin faaliyet konusu olan insan, anatomik, fizik ve ruhsal yapı açısından çok karmaşık bir varlıktır. Öyle ki, hekimlik mesleğinin icrası birçok bilinmeyen ve öngörülemeyen risk ile birlikte gerçekleşmektedir. Diğer yandan insanın yaşamı, sağlığı, sırları, özgürlükleri vb. maddi – manevi değerleri çağdaş hukuk sistemleri tarafından kişilik hakkı kapsamında koruma altına alınmıştır. Dolayısıyla, devlet tarafından verilen bir izne dayalı olarak yapılan ve bu niteliği ile toplumda özel bir güven oluşturan hekimlik mesleğinin getirdiği sorumluluklar da, belirli ölçütlere göre özel olarak değerlendirilmelidir. Hekimler, mesleklerini icra ederken öncelikle hastalarının zarar görmemesini sağlamak durumundadırlar. Tıp etiği ve hukuk, bu konuda görüş birliği içindedirler. Hekimin tıbbi faaliyetinin kusur açısından değerlendirilmesinde, hekimlik mesleğinin özel davranış standartlarının yani tıbbi standartların esas alınması söz konusudur.

Sözleşmeye aykırılık nedeniyle doğan sorumluluğun tespitinde kural, borçlunun göstermesi gerekli özen derecesinin, yüklenmiş olduğu borcun nitelik, kapsam ve içeriği ile ait olduğu sosyal ve mesleki çevredeki makul, dürüst ve orta düzeydeki objektif bir borçlu tipinin bu tür ilişkilerde göstereceği özen derecesi ile örtüşüyor olmasıdır. Hekimlik sözleşmesinde hekimin kusuru da, açısından objektifleştirilerek değerlendirilmektedir. Ancak, bu değerlendirmede, hekimin fiilen örnek hekim tipinin davranışına uygun davranma imkânına sahip olup olmadığı önem arz etmiyorsa da, sözleşmeden doğan sorumluluk açısından kusurun mutlak olarak objektifleştirilmesi de mümkün değildir. Somut olaydaki hekimin durumu değerlendirilirken, ortalama bir hekimin sahip olması gereken bilgi birikimi, mesleki yetenek, tecrübe, fizik ve fikri güç dikkate alınacak bir sapma varsa, bu kusur olarak nitelendirilecektir. Bu durumda hekimin kusurunun objektif yönü, zarar veren davranışının tıp alanında kabul görmüş kurallara aykırılık göstermesi; sübjektif yönü ise, hekimin somut olaydaki durum ve koşullar altında mensubu olduğu meslek grubundaki ortalama hekim tipinin göstereceği davranıştan kusurlu olarak sapmış olması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Hekimin özen gösterme yükümü11 değerlendirilirken, örneğin bir hekimin bilgi ve yetenekleri, objektif tipin bilgi ve yeteneklerinden daha üstün olduğu durumlarda, objektif borçlu tipinin bilgi ve yetenekleri değil, bizzat o hekimin bilgi ve yetenekleri dikkate alınacaktır. Hekimin üst ihtisasının olması ya da birkaç alanda birden uzmanlaşmış olması, bu gibi durumlara örnek olarak verilebilir. Uzman bir hekimden beklenen özenin, pratisyen bir hekimden beklenen özenden daha fazla olmasının nedeni de budur. Aynı şekilde, hekimin çalıştığı yer ve kurumun fiziki şartları ve sahip olunan tıbbi donanımlar da bu açıdan kendi içinde değerlendirilmelidir. Yargı kararlarında da, titiz bir ihtimam ve dikkat göstermek, hem mesleki hem de hayat tecrübelerine göre özenli davranmak ve gerekli tüm tedbirleri almak hekimin, özen gösterme yükümünün ölçüsü olarak kabul edilmektedir.

Hekimden öncelikle beklenen tıp biliminin kabul görmüş olan, uygulanması olağan ilke ve kurallarını bilmek ve tıbbi faaliyetini gerekli her türlü önlem ve tedbirleri alarak yürütmektir. Biyotıp Sözleşmesi 4 üncü maddesinde yer alan “Araştırma dâhil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” ifadesi ile tıbbi uygulama hatalarının en aza indirilebilmesi için bir sınır çizilmiştir. Hekimlerin göstermeleri gereken dikkat ve özen konusunda, ayrıca tıbbi müdahalenin amacı ve tehlikelilik ölçüsü de göz önünde tutulmalıdır. Müdahalenin amacı ile ifade edilmek istenen, tıbbi müdahalenin zorunlu olup olmamasıdır. Örneğin estetik amaçlı tıbbi müdahaleler her durumda zorunluluk içermediği için, bu tür tıbbi müdahalelerde hekimin göstermesi gereken dikkat ve özen daha ağır değerlendirilecektir.

Tıbbi Uygulama Hatası – Komplikasyon Ayırımı

Hekimlik uygulamasının doğasından kaynaklanan gerekli özen ve dikkat gösterilse bile, kaçınılmaz olan bir takım istenmeyen etkiler vardır ki, bunlar komplikasyon veya hukuki anlamda tıbben izin verilen risk olarak tanımlanmaktadır. Başka bir ifadeyle, tıbbi uygulamanın standartlara uygun olmasına rağmen, ortaya çıkabileceği ilgili çevrelerce kabul edilmiş olan veya her türlü tedbirin alınmasına rağmen ortaya çıkmasından kaçınılamayan zararlara komplikasyon denir.

Gerçekleşmiş olan bir olayın tıbbi uygulama hatası mı yoksa komplikasyon mu olduğunun belirlenmesi, doğuracağı sonuçlar açısından son derece önemlidir. Gerçekleştirmiş olduğu tıbbi uygulamada tüm özen ve dikkati göstermiş, olası komplikasyonlar için gerekli önlemlerini alarak hareket etmiş bir hekim, meydana gelen zarar nedeniyle kural olarak sorumlu tutulamayacaktır. Bu nedenle, komplikasyon tıbbın kabul ettiği normal risk ve sapmalar ve zararlı bir sonuç ortaya çıkmış olsa bile bundan hekimin -ya da sağlık personelinin- sorumlu tutulamadığı durum olarak da tanımlanabilmektedir.

Hekimin Özen Borcu

Hekim, hekimlik faaliyetini icra ederken normal bir hekimden beklenen özeni göstermek mecburiyetindedir. Bu özen hekimlik faaliyetinin en başından en sonuna kadar, yani önleyici hekimlik faaliyetlerinden, tanı, tedavi aşamaları ve hastanın tedavi sonrası kontrolüne kadar devam etmelidir.

Özen yükümlülüğü kapsamında hekim hastaya gerekli ihtimamı göstererek, hastanın iyileşmesi için doğru tanı ve tedavi yöntemi ile hekimlik faaliyetini gerçekleştirmelidir. Hekim oluşabilecek risklere karşı gerekli tedbirleri almalı, normal bir hekimden beklenebilecek özeni sergilemelidir.

Peki gösterilecek özenin boyutu her hekim için aynı mıdır ? Hayır, bir pratisyen hekim ile uzman hekimin göstereceği özenin eş değer olması beklenemez. Bir cerrahi müdahalede pratisyen hekimden göstermesi beklenebilecek özen ile uzman cerrah hekimden göstermesi beklenebilecek özen aynı olmayacaktır.

Hekim normal bir hekimden beklenecek özeni göstermemesi halinde meydana gelecek zararlardan sorumlu olur. Örneğin operasyon esnasında hastanın karnında bir cisim unutulması, sağlık koşullarına aykırı bir ortamda kürtaj yapılması, hasta kayıtlarının tutulmaması, eksik tutulması gibi durumlar hekimin özen borcuna aykırılık teşkil eder ve oluşacak zararlarda hekimin hukuki ve cezai sorumluluğu doğar.

Hekimin tıp bilimindeki ve tıp tekniğindeki gelişmeleri takip etmesi, hastası için en hızlı, en yararlı ve en ekonomik tedavi yöntemini seçmesi, hastasını tedavinin kapsamı hakkında bilgilendirmesi hep hekimin özen borcu kapsamında hastasının yararını düşünerek dikkate alması gereken ayrıntılardır.

Gerçekleştirilecek müdahalenin müdahale amacına ve hastanın durumuna uygun, modern tıbbın gelmiş olduğu seviye bakımından kabul edilebilir ve bilimsel temellere dayanıyor olması gerekir. Hastalığın gerektirdiği müdahaleden, tedavi yönteminden farklı bir uygulamanın gerçekleştirilmiş olması ve bu durumun hastanın durumunu daha da ağırlaştırmış olması halinde hiç şüphe yok ki cezai ve hukuki sorumluluk doğacaktır.

Bu noktada risk yarar dengesi kavramından da bahsetmekte fayda bulunmaktadır. Tıbbi müdahaleler ve ilaç tedavileri hastalığın tedavisi noktasında olumlu etkileri olduğu gibi bir takım yan etkiler de içerebilir. Hekim tedaviyi gerçekleştirirken yan etkileri de göz önünde bulundurarak tedavinin hastanın mevcut durumuna yapacağı olumlu katkıyı da gözeterek bir risk yarar değerlendirmesi yapacak ve yarar boyutunun ağır basması ve başka tedavi yönteminin de bulunmaması halinde uygulamayı gerçekleştirebilecektir.

Hastanın İşlem Öncesi Aydınlatılması

Hekim tıbbi müdahaleden önce hastasını teşhis, tedavi, risk ve maliyet unsurları konusunda şifahi ve yazılı olarak bilgilendirmelidir. Bu bilgilendirmenin yapılmamış olması halinde meydana gelecek zararlardan hekim hukuki ve cezai anlamda sorumlu olacaktır.

Ancak aciliyetin söz konusu olduğu hallerde örneğin trafik kazası ile acile getirilen ve komada olan bir yaralı hakkında veya aydınlatılmış onam kapsamında başlatılan bir operasyonun gelişen duruma göre genişletilmesi zaruretinin oluşması durumlarında durumun mahiyeti gereği hastanın rızasının alınması mümkün olamamaktadır. Bu durumlarda diğer koşulların mevcudiyeti halinde varsayım olarak aydınlatılmış onamın da var olduğu kabul edilir. Diğer şartlar tamam ise aydınlatılmış onamın alınmamış olması durumun aciliyeti ve zorunluluk hali sebebiyle tıbbi müdahaleyi hukuka aykırı hale getirmez.

Aydınlatılmış onamın alınmış olması da meydana gelen zarardan hekimi tek başına kurtarmaz; tıbbi müdahalenin diğer hukuka uygunluk şartlarının da yerine getirilmiş olması gerekir. Aydınlatılmış onamın alınması yanında örneğin yukarıda açıklanan özen yükümlülüğüne uygun hareket edilmesi, hekimlik faaliyetini veya sağlık personeli açısından sağlık hizmetini icra etme yetkisine sahip olunması, tanı, tedavi, kontrol aşamalarında tıp ilminin ve tekniğinin gerektirdiği yöntemlerin uygulanması gibi sorumluluklar da bulunmaktadır.

Malpraktis Davaları

Malpraktis davaları hekimin tıbbi uygulama hatası neticesinde karşılaşma ihtimali bulunan davalardır. Temel anlamda iki tür tıbbi malpraktis davası söz konusudur. Bunlardan ilki kapsamında hekimin tıbbi uygulama hatası nedeniyle taksirli eylem sonucu işlediği bir suç söz konusu ise ceza davası açılması mümkün olabilir. Ceza davası mağdurun şikayeti üzerine Cumhuriyet Savcısı tarafından hazırlanan iddianame ile açılmaktadır. Diğer tıbbi malpraktis davası türü ise yine mağdurun uğradığı zararların tazmini için hekime veya sorumlu sağlık personeline açacağı davasıdır.

Ceza davalarında hekimin meydana gelen zararda özen yükümlülüğüne aykırılık, tıbbi standartların ve mevzuatın ihlali gibi bir kusuru bulunup bulunmadığına bakılır. Eğer hekimin bir kusurunun bulunduğu uzman bilirkişi heyetince tespit edilebiliyorsa taksir yaralama ya da taksirle ölüme sebebiyet vermeden mahkumiyet hükmü kurulabilir. Tazminat davasında ise yine hekimin kusurlu olup olmadığı tespit edildikten sonra mağdurun zararının ne kadar olduğu ve bu zarardan hekimin ne oranda sorumlu olduğu tespit edilerek zararın tazminine karar verilir.

Genel itibariyle ister ceza davası ister tazminat davası olsun tıbbi malpraktis davaları aynı temel mantığa dayanır. Ancak bu davalara farklı mahkemeler ve farklı usul hükümlerine tabi olarak görüldüğünden bir takım yargılama farklılıkları söz konusudur. Bu davalardan herhangi biri açılabileceği gibi her iki davanın birlikte açılıp eş güdümlü olarak devam etmesi söz de söz konusu olabilmektedir.

Büyükyılmaz

Büyükyılmaz

Büyükyılmaz Hukuk&Danışmanlık

Büyükyılmaz Hukuk&Danışmanlık

Başarı ayrıntılarda gizlidir

İlkeli-Güçlü-Yetkin
  • Önemli Not!

    Web sitesinin içinde yer alan tüm bilgi ve materyaller sadece bilgilendirme amaçlı olup, bunların tamamına veya bir kısmına dayanılarak yapılan işlemlere, eylemlere ve bunların sonuçlarına ilişkin hiçbir sorumluluk kabul edilmez.!

HİZMET TALEBİ

    Adınız/Firmanız

    Email

    Telefon

    Alan

    Müsait Olduğunuz Vakit

    Talebiniz alındıktan sonra en geç 48 saat içerisinde size dönüş yapılacaktır.

    Büyükyılmaz

    Büyükyılmaz

    Büyükyılmaz

    Yorumlar kapalı, ancak trackbacks Ve pingback'ler açık.

    Bu sitede size daha iyi bir deneyim sunabilmek adına, bu sayfayı ziyaretinizle ilgili bilgileri toplamak amaçlı çerezler kullanılmaktadır. Çerez kullanımı politikamız için Çerez Politikası Tamam Gözat

    %d blogcu bunu beğendi: